7.DÖNEM TOPLU SÖZLEŞME SÜRECİ VE KAMU ÇALIŞANLARININ ZAM ORANLARI
Kamu işveren heyeti ile çalışanları temsilen yetkili
sendikalar arasında yapılan 7. Dönem Toplu Sözleşme görüşmeleri süreci, Kamu
Görevlileri Hakem Kurulu’nca verilen kararla noktalandı. Memur ve memur
emeklilerinin maaşlarına 2024 ve 2025 yıllarında yapılacak zam oranları,
beklentilerin çok altında kaldı.
Merkez Bankası’nın 2024 yılı için %33, 2025 yılı için %15
olarak açıkladığı enflasyon beklentisinin de altında kalan zam oranları 2024
yılı için %15 + %10, 2025 yılı için de %6 + %5 şeklinde gerçekleşti.
Hedef enflasyon verilerinin sürekli revize edildiği bu
enflasyonist ortamda memur ve memur emeklileri için kararlaştırılan zam
oranları ne çalışanları ne emeklileri ne de kamuoyunu tatmin etmiştir.
Gerçekleşen yıllık enflasyon rakamları içerisinde gıda, giyim, ulaşım, eğitim
ve kira gibi temel giderlerin payının daha yüksek olması, enflasyon oranlarına
ek olarak refah payının da ücret zamlarına eklenmesini zorunlu kılmaktadır.
Öte yandan uzlaşmazlıkla sonuçlanan ücret zamlarının
Hakem Kurulu’nca karara bağlanması, yapısı itibariyle bu kurulu da sorgulamayı
beraberinde getirmektedir. Hakem Kurulu’nda kararların oy çokluğuyla alınması
ve üye çoğunluğunun kamu işvereni tarafından atanan üyelerden olması, alınan
kararlar itibariyle kurulu kamu işvereninin tasdik makamı haline sokmaktadır.
Ayrıca alınan kararın kesin olması ve itiraz yolunun kapalı olması, ücret
pazarlığında çalışan kesimin temsilcilerinin elini kolunu bağlamaktadır. Ücret
artış oranlarında daha gerçekçi davranılması ve kararları bağlayıcı olan Hakem
Kurulu’nun yapısının daha adil bir şekle dönüştürülmesi gereklidir.
YÜKSEK KİRA VE KONUT
SORUNU
Konut ve kira fiyatlarındaki artışın neden olduğu sorun
gündemdeki yerini koruyor. 01 Eylül 2023
itibariyle kira anlaşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk uygulamasına geçildi.
Kira artışına neden olan temel sebepler ortadan
kaldırılmadan sadece sonuçlar üzerinden geliştirilen palyatif müdahaleler sadra
şifa olmayacaktır. Kira artışlarının asıl nedeni, konut fiyatlarının aşırı
yükselmesinin karşısında vatandaşların alım gücünün düşmesi ve buna paralel
olarak konut sahibi oranının düşmesidir. Konut fiyatlarındaki yükselişin asıl
sebebi ise bir türlü dikiş tutamayan ekonomik programlar ve dizginlenemeyen
enflasyondur.
Bu soruna daha köklü çözümler getirmek için TOKİ
marifetiyle vatandaşların satın alma gücüne uygun konut arzı sağlanmalıdır.
Diğer taraftan bir dönem konut stokunu eritmek için uygulanıp yürürlükte
unutulan ‘konut satın alma bedeli olarak vatandaşlık verilmesinden’
vazgeçilmelidir. Hatta bölgelere göre yabancılara konut satışı kısıtlanmalıdır.
Kira artışlarıyla ilgili çok önemli bir adım olarak; kira
bedelinin alt ve üst sınırını bölgelere göre belirleyecek teknik elemanlardan
oluşan komisyonlara ihtiyaç vardır. Bunun için tüm il ve ilçelerde bir veya
ihtiyaca göre birkaç komisyon kurulmalıdır. Valilik ve belediye ortak
çalışmasıyla kurulacak bu komisyonlar tüketici hakem heyetleri gibi kira
anlaşmazlıklarında hakem görevi görebilmeli ve taraflar arasında hızlı karar
verebilmelidir. Uyuşmazlıkların çözümü adına yapılacak düzenlemelerle kiracılar
korunurken mülk sahipleri de mağdur edilmemelidir.
TESETTÜRLÜ KADINLARA
YÖNELİK HAKARET VE SALDIRILAR KABUL EDİLEMEZ
Son günlerde toplu taşıma araçlarında başörtülü,
tesettürlü kadınlara yönelik gerçekleştirilen hakaret ve fiili saldırılar
dikkat çekmektedir. 20 Ağustos'ta Kocaeli’de, 31 Ağustos'ta ise İstanbul'da
toplu taşıma araçlarında, sırf başörtülü ya da çarşaflı oldukları için kadınlar
sözlü ve fiili saldırıya uğramıştır.
Maalesef söz konusu menfur saldırılara yenileri
eklenmektedir.
Geçmişte başörtüsünü yasaklayarak milyonlarca öğrencinin
eğitim hakkını gasp eden zihniyet ne acıdır ki yaşanan onca tecrübeden ders
almadan varlığını devam ettirmekte, inanca olan düşmanlığını sürdürmektedir.
Başörtülü, tesettürlü kadınlara yönelik fiili saldırı ve
hakaretler, bireysel bir asayiş olayı olmayıp toplumun büyük bir kesiminin
inancına, hayat tarzına ve aynı zamanda bireysel hak ve özgürlüklere yönelik
doğrudan bir saldırı ve aleni bir nefret suçudur. Ancak maalesef söz konusu
suçlar cezasız kalmaktadır. Cezaların caydırıcı olmayışı; suçluyu
cesaretlendirmekte, suçu teşvik etmektedir. Öte yandan toplumun inanç
değerleriyle kavgalı olan kimi siyasiler ve medyatik çevreler, yaptıkları
sorumsuzca açıklamalarla bu menfur saldırıları kışkırtmakta, motive etmektedir.
Başörtüsü ya da çarşafından ötürü kadınlara yönelik fiili
saldırı ve hakaretler asla kabul edilemez. Cezalar mutlaka daha caydırıcı hale
getirilmeli, kimsenin yaptığı yanına kâr kalmamalıdır. Bunun için gereken yasal
düzenlemeler ivedilikle yapılmalıdır. Ancak daha da önemlisi bu menfur
saldırıları besleyip motive eden zihniyet, başta siyaset kurumu ve medya olmak
üzere toplumun bütün kesimleri tarafından mahkûm edilmelidir.
ALKOL FELAKETTİR
İstanbul Valiliği tarafından 17 Ağustos 2023'te
yayımlanan “Alkol Satışı ve Alkollü İçeceklerin Tüketimi” başlıklı genelge ile
"alkol satışı ve tüketilmesi ruhsatı bulunan işletmeler dışında"
kalan halka açık deniz ve sahil kenarlarında, plaj, park, piknik ve mesire
alanlarında alkollü içki tüketimine yasak getirildi. Genelgenin gerekçesinde
ise olaylara karışan kişilerin genellikle alkollü oldukları ifade edildi.
İstanbul Valisi Sayın Davut Gül’ü bu cesur kararı için
tebrik ediyoruz. Bütün Türkiye’de bu kararın uygulanması ve bunun genelge ile
değil kanun ile düzenlenmesi gerekir. Ayrıca umuma açık bu alanlarda ruhsatlı
işletmelerin de alkollü içki satışının yasaklanması, suç ve suçlu ile mücadele
anlamında bir zorunluluktur. Çünkü kamu düzenini bozan, şiddet ve cinayet
vakalarına yol açan, ailelerin dağılmasına neden olan ve toplumu ifsat eden en
büyük felaket alkollü içki tüketimidir. Bütün istatistikler bu tespiti
destekler mahiyettedir.
Öte yandan İstanbul Barosunun bu kararın iptaline yönelik
İdare Mahkemesi’ne açtığı davayı esefle karşılıyoruz. Bu iptal davası, toplumun
huzuruna karşı açılmış bir davadır.
KERKÜK’TE YAŞANAN
OLAYLAR
Kerkük’te yaşanan olaylar
endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Gerçekleştirilen kışkırtma ve
provokasyonlara karşı tüm taraflar sağduyulu olmalı, birlik ve beraberlik ruhu
içinde hareket etmelidir. Meseleyi etnik temelde bir krize ve ayrışmaya
dönüştürecek söylem ve eylemlerden uzak durulmalıdır. Kürtlerin, Türkmenlerin
ve Arapların birlikte, huzur ve güven içinde yaşamalarını sağlamak esas gaye
olmalı, bu birlikteliğe zarar verecek ırkçı/mezhepçi yaklaşımlara prim
verilmemelidir. Etnik ya da mezhebi yapılardan herhangi birinin bir diğerine
karşı kışkırtılması hiçbir tarafa fayda sağlamayacak aksine bütün tarafların
zarar görmesine ve belki de önü alınamayacak daha yıkıcı bir sürece kapı
aralayacaktır.
Bütün taraflar, birbirlerinin anayasal
haklarına saygı göstermeli ve bu haklara riayet etmelidir. Irak’a komşu ülkeler
de bölgeyi istikrarsızlığa ve çatışmalara sürükleyecek her türlü pozisyondan
kaçınmalıdır.
Öte yandan Türkiye, yalnızca
Türkmenlerin değil, bölgedeki Kürtlerin de Arapların da Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarının soydaşı, dindaşı ve kardeşi olduğu bilinciyle kapsayıcı ve
kucaklayıcı bir dil ve yaklaşım ortaya koymalıdır.
DEYR EZ- ZOR’DAKİ
ÇATIŞMALAR
Deyr-Ez Zor kırsalında PKK’nin Suriye’deki şubeleriyle
bazı Arap aşiretleri arasında bir süredir çatışmalar yaşanmaktadır. ABD’nin
bölge karakolluğunu yapan PYD, uygulamalarıyla 11 yıldır iç savaş, açlık ve
çeşitli sorunlarla mücadele eden sivil halkın hayatını daha da zorlaştırmakta,
çatışmalara zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle PYD’nin esareti altında yaşayan
sivil halkın çatışmalardan zarar görmemesi ve çatışmaların etnik bir boyuta
ulaşmaması için gerekli hassasiyet gösterilmelidir.
PKK’nin Suriye uzantısı PYD, hakimiyet sağladığı yerlerde
kendisine muhalif binlerce kişiyi öldürmüş, hapsetmiş veya sürgün etmiştir.
PYD’den geri alınan bölgelere yerinden edilenlerin geri dönüşü sağlanmalı ve
bölgenin demografik yapısı korunmalıdır. Bu süreç etnisiteye dayalı bir
hakimiyet yarışına dönüştürülmemelidir.
Kürdüyle, Arabıyla Suriye halklarının savaşı kaldıracak gücü
kalmamıştır. Uluslararası güçlerin ring alanına dönen ülkede derhal siyasi
çözüm sağlanmalı, kapsayıcı yeni bir anayasa ve yönetimle ülke yeniden ayağa
kaldırılmalıdır.
Video İzleme Linki: https://youtu.be/venTeDEpprY?si=cxpMP3KCZCVpV6TQ
